Psikoterapi ve Evlilik Enstitüsü

Vajinismus

Vajinismus kadınlarda en çok karşılaştığımız cinsel işlev bozukluğudur. Kadının cinsel organının etrafındaki kasların istem dışı kasılarak cinsel birlikteliğe izin vermeyecek duruma gelmesi olarak tanımlayabiliriz.

Diğer Başlıklar

Ali Rıza Tunur Sosyal Medya
Sosyal Medya aracılığıyla da beni ve makalelerimi takip edebilirsiniz.

Ali Rıza Tunur

Penis Boyu Takıntısı; Boy mu İşlev mi?

Penis boyu takıntısı, erkekler arasında oldukça yaygın bir sorundur. Entelektüel yapıları, sosyal statüleri, eğitim durumları ve yaş grupları fark etmeksizin erkeklerin ezici bir çoğunluğu, hayatlarının bir döneminde, penislerinin boylarıyla ilgili sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmektedirler.

Bizim toplumuzda da “boy mu işlev mi” sorusu bitmeyen bir yılan hikayesi olup, penis boyu her dönemde ciddi bir mizah unsuru olmuştur. Teması penis boyu olan onlarca fıkramız ve yine bu tartışmadan beslenen onlarca klasik esprimiz vardır. Benzer şekilde mizah dergilerine ve karikatüristlere de sıklıkla ilham kaynağı olmaktadır.

Peki gerçekte boy mu önemlidir yoksa işlev mi? Bu konuyu kendimce enine boyuna irdelemeye çalışacağım. Öncelikle danışanlarımdan birkaç örnek verip, tartışmayı bunlar üzerinden sürdürmenin daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Danışanlarımdan Bay M, mail kutusuna gelen ve penis büyütücü ürünlerin reklamını yapan maillere, -bu tür mailler format itibariyle cevaplanamıyor olmasına rağmen- penisinin fotoğrafını çekip, altına da “benim penisim zaten küçük değil” gibilerinden bir şeyler yazıp cevap yolluyordu. Kendisine hangi duygunun bunu yaptırdığını sorduğumuzda, birisinin onun penisinin küçük olduğunu düşünmesinin onun açısından “küçük” düşürücü bir şey olduğunu, bunu düşünen her kim olursa olsun öyle olmadığını ispat etmek için ne gerekiyorsa yapacağını ifade etmiştir.

Bir başka danışanım Bay A, aşık olduğu kıza aşkını ilan ettikten sonra, birbirlerini tanıyabilmek adına uzun uzun sohbetler etmişler ve konu dönüp dolaşıp cinselliğe gelince, kız arkadaşı ona penisinin kaç cm olduğunu sormuştu. Bay A, bu soru karşısında şaşırmış ve bugüne kadar hiç merak edip ölçmediğini söylemiştir. Kız arkadaşı ölçüp ona söylemesini ister. Bay A, ölçümü yapıp sonucunu paylaşınca kız arkadaşı penis boyunu küçük bulmuş ve beraberlik teklifini reddetmişti. Bunun üzerine bir çok penis büyütme yöntemi deneyen Bay A, hiç birisinden sonuç alamayınca depresyona girmiş ve bize başvurmuştu.

Danışanlarımızdan Bayan F ise severek evlendiği dokuz yıllık eşinden ayrılmayı düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordu. Bu düşüncesiyle ilgili, bize irili ufaklı onlarca veri getirse de yaptığımız derinlemesine çalışma sonucunda, eşinin penis boyunun bu düşüncenin oluşumunda önemli yer tuttuğunu gözlemledik. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak bizim irdelemek istediğimiz noktalar açısından bu kadar örnek yeterli olacaktır.

Bu örneklerden sonra tartışmamıza o meşhur soruyla başlayalım. Boy mu işlev mi? Boy ve işlev birbirinden ayrı düşünülebilecek olgular değildir. İkisi de önemlidir. Bu konuyla ilgili söylenegelen bir söz vardır. “Ne uzunu ne kalını, en makbul olanı, içinde en çok kalanı.” Burada boy önemsiz hale getirilmekte, işleve ise vurgu yapılmaktadır. Bu yanlış değildir. Ancak deneyimlerimiz bize göstermektedir ki, bazen bunun tam tersi durumlar yaşanabilmekte, işlevsellik çok iyi düzeyde olduğu halde boydan kaynaklanan sorunlar nedeniyle cinsel haz azalabilmektedir. Yani toplum içerisindeki yaygın kanaatin aksine bir penisin boyu da işlevi kadar önemlidir. İri ve kalın bir penis kadına daha çok zevk verir. Ancak, çok iri ve çok kalın olduğunda, zevkten çok acı vermesi de olasıdır. Kısacası boy, sanıldığı kadar önemsiz değildir. İdeal bir peniste boy ve işlev bir arada olmalıdır. Ancak, bu ikisinin de üstünde bir olgu vardır ki, o almadan boy da işlev de anlamsızdır. O olgunun adı “duygu”dur. Duygu olmadan yaşanan cinsellik mekanik bir faaliyetten ileriye gidemez. Yani boy mu işlev mi sorusuna verilecek en güzel cevap aslında “duygu”dur.

Peki, tek başına çok da anlamlı olmayan penis boyu, acaba neden bir çok erkeğin takıntısı olmaktadır? Ne olmaktadır da bir kişi otomatik gelen bir maile, kimsenin onu görmeyeceğini bile bile, penisinin fotoğrafını çekip cevaben göndermektedir? Bunun nedeni aslında çok basittir.

Dünya ataerkil bir yapının etrafında dönmektedir. Ataerkil toplumlarda gücü temsil eden olgu, genelde penis, daha özelde ise erekte olmuş bir penistir. Yani kişi iri bir penise sahip olmasıyla, aslında kendini güçlü hissetmektedir.

Bunun kuramsal altyapısına bakacak olursak, klasik psikanalitik kuramda, fallik dönem olarak tabir edilen 3 ile 5 yaş arasındaki dönemde, bebek ilk defa cinsiyet kavramını fark etmektedir. Daha doğrusu, o güne kadar aynı sandığı anneyle babanın farklı olduklarını fark etmektedir. Yani bu manada, “cinsiyet” biz yetişkinlerin uydurduğu bir kavramdır. Anneyle babanın aynı olmadığını fark eden bebek, bu karmaşayı anlamlandırabilmek için kendisinin bunlardan hangisine benzediğini anlamaya çalışır. İnsanoğlunun penisle olan macerası buradan başlar.

Erkek çocuk, anneye sahip olan babayla kıyasıya bir rekabete girer. Ancak babanın güçlü olması karşısında bu rekabete fazla dayanamayan çocuk, babaya biat eder. İşte bu noktada, o biat ettiği gücün simgesi olarak penisi gören çocuk, babayla boy ölçüşmeye başlar ve kendi penisinin babasınınkinden daha büyük hale geleceği günü beklemeye başlar. Klinik literatürde, “fallik kompleks” ya da “ödipal çatışma” dediğimiz ve insanoğlunun ondan sonraki ilişki kurma biçimine yön veren bu çatışma, insan psikolojisine ilk tohumlarını “penis boyu” üzerinden atar.

Benzer şekilde kız çocuk ise bu dönemde penise karşı bir haset duygusu geliştirir. Sahip olamadığı bu güç simgesini yok etmeye çalışan kız çocuk, daha sonra bir penise dolaylı olarak da olsa sahip olmak ister. Penis boyu takıntısının psikodinamik katmandaki hikayesi aşağı yukarı budur.

Burada bir kez daha dayandığımız psikoterapi yaklaşımına atıf yapmak istiyorum. Bireyin 3 5 yaş civarında şekil verilen ötekiyle ilişki kurma kalıbı, hayatın her yerine transfer edilir. Güçlü bir baba figürüyle girilen yarışta, babayla bu rekabeti sürdüremeyen çocuk, hayatı boyunca, her türlü ilişkisinde, rekabetten kaçınma eğilimi içerisinde olur. Bunun doğal sonucu olarak da hep anlamsız bir güç savaşı içerisinde, kendi penisini “öteki”lerin penisiyle kıyaslamak gibi bir düşünce geliştirir.

Bu detayın altını önemle çizmek istiyorum. Zira bir penis, tek başına büyük ya da küçük değildir. Kişiye penisini büyük ya da küçük algılattıran, ötekilerle yapılan kıyaslamadır. Bunun da derin katmanlarında yatan sebep, yukarıda da belirttiğimiz gibi ötekiyle içsel olarak sürdürülen güç savaşıdır. Kendi penisinin küçük olduğu yönünde bir algısı olan kişinin bilinçaltı süreçleri, partnerini daha iri penisli birine kaptırma endişeleri ve kaygıları şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Yazımızın başında danışanlarımızdan verdiğimiz örneklere baktığımızda, bu durumun farklı tezahürlerini görüyoruz. Bay M, penisinin fotoğrafını çekip, kimsenin okumayacağını bile bile, penis büyütücü ürün reklamlarına gönderirken, buradaki mesele penis değildir. Aslolan “beni sakın güçsüz sanmayın” şeklindeki mesajdır. Bay A, aşık olduğu kişiye penisinin küçük olmasından dolayı ulaşamazken depresyona girmesinin nedeni, aslında o aşık olduğu kişinin iri penisli biriyle birlikte olacağı tasavvurudur.

Benzer şekilde Bayan F, eşinin penisinin küçük olmasından dolayı ayrılmayı düşündüğünde, bunu takip etmesi muhtemel düşünce, daha iri penisli biriyle evlenme düşüncesi olacaktır.

Konuyu bu şekilde irdeledikten sonra yapılacak tespitler aşağı yukarı şu şekilde olacaktır.
1. Penisin boyu da işlevi de önemlidir.
2. Boy ya da işlevden birisi aksadığında, cinsellikten alınan keyif zedelenebilir.
3. Boyun da işlevin de daha üstünde, cinselliği asıl anlamlı kılan şey, partnere karşı hissedilen duygudur. Duygular çok yoğun ve taraflar birbirlerine gerçekten arzuluyorlarsa, bu boyu da işlevi de tolere edebilir.
4. Penis boyu takıntısının asıl nedeni, rekabet ve güç duygusudur.
5. Penis boyu takıntısı yalnız erkeklerin değil, kadınların da takıntısıdır.
Bu bağlamda, penis boyu takıntısı olan kişilere tavsiyemiz mutlaka bir psikolojik yardım almaları olacaktır. Çünkü çok çok istisnai durumlar dışında, mesele penisin boyu değil, kişinin onu algılama biçimidir.

Buradan hareketle, penisi büyütmek adına yapılacak her türlü medikal ve cerrahi müdahale, bu sorun için çok kalıcı bir çözüm getirmemektedir. Bu tür tedaviler zaten risklerinden ve yan etkilerinden dolayı tavsiye edilmemektedir. Çok çok zorunlu durumlar dışında böyle bir çözüme başvurulmaması sağlıklı olacaktır. Sağlıklı bir cinsel hayatın penis bağlamındaki en kestirme yolu, penisin dilinden anlamaktır. Ona kulak verildiğinde aslında ne istediği ve ne istemediği anlaşılabilir, dolayısıyla boyu ne olursa olsun ve işlevselliğin neresinde olursa olsun, cinsellikten alınan haz en üst noktaya çıkarılabilir.